|
İnsülin Direnci Sendromu ya da Sendrom X adlarıyla da bilinen
Metabolik Sendrom, vücutta şeker ve insulin dengesindeki bir
bozukluk sonucu kan yağlarında artış, bel çevresinin
fazlalaşmasıyla ön planda olan kilo fazlalığı, tansiyon
yüksekliği ve şeker dengesizliği başta olmak üzere aynı anda
birçok organda çeşitli sorunlarla kendini gösteren, toplumda çok
sık görülen ve sıklığı giderek artan bir hastalıktır.
Tüm dünyadaki verilere bakıldığında sıklığın yüzde 25-35
arasında değiştiğini söylemek mümkün. Toplumun hareketliliğine
ve yeme biçimine göre oranlar değişebiliyor. Örnek vermek
gerekirse Çin’de düşük, ama aynı Çinli Amerika’daki yaşam
şartlarına uyduğunda oran birdenbire değişiyor. Aynı şekilde
Okyanusya bölgesinde “Vahşi, medeniyetin girmediği” bölgelerde
oran son derece düşük, ancak “Batı yardımı alan, medeni”
bölgelerde oldukça yüksek. Özetle Metabolik Sendrom sıklığı
yaşam stili ile çok yakın bir ilişki gösteriyor.
Türkiye metabolik sendrom araştırma grubunun (METSAR) yaptığı
çalışmaya göre ülkemizde kentsel yerleşimlerde metabolik
sendrom sıklığı ortalama % 33,82 dir.
METSAR’ın verilerine göre Türkiye’de 20 yaş üstü nüfusun 1/3’
üne yakını metabolik sendromludur. Bu durum Avrupa ve ABD
verileriyle paralel bir sonuç göstermektedir.
Araştırmadaki diğer önemli bir sonuç ise kadın nüfusun erkek
nüfusa oranla daha fazla risk altında bulunmasıydı. Türkiye
geneli ortalaması metabolik sendroma yakalanma sıklığı oranı
erkeklerde % 28,8 iken, kadınlarda % 41,1 olduğu saptanmıştır.
Çalışmada dikkati çeken sonuçlardan biri de, ilerleyen yaşla
birlikte metabolik sendrom sıklığının artmasıdır. 20-29 yaş
grubunda yüzde 10’lar civarında seyreden risk, 30-39 yaş grubuna
gelince yüzde 30’lara çıkıyor. 40-49 yaş grubunda her iki
kişiden biri Metabolik Sendrom tanımına uyuyor. Sonraki yaş
gruplarında ise yüzde 60’lar civarında görülme oranı var. Yaş
grupları tablosu ayrıntılı değerlendirildiğinde, kadınların
erkeklere göre daha az risk altında olduğu yaşlar sadece 20-29
diliminde. Yıllar geçtikçe risk faktörü her üst yaş diliminde
daha da belirginleşerek hep kadının aleyhine çalışıyor. Bu
sonuçlar kadınların yaşam stillerini çok ciddi bir şekilde
gözden geçirmeleri gerektiğini söylüyor.
Son olarak 2005 yılının Nisan ayında Uluslararası Diyabet
Federasyonu tarafından Berlin’de düzenlenen “1. Uluslararası
Metabolik Sendrom Kongresinde”, Metabolik Sendrom tanı
kriterlerine son şekli verildi. Buna göre;
Bel çevresinin erkeklerde 94 cm, kadınlarda 80 cm’den fazla
bulunmasına ek olarak aşağıda belirtilen 4 faktörden ikisinin
varlığı tanı koymak için yeterli kabul edildi
- Trigliserid düzeyinin 150 mg/dl’dan fazla oluşu veya bunu
sağlamak için bir ilaç kullanılıyor olması…
- HDL-Kolesterol düzeyinin erkeklerde < 40 mg/dL, kadınlarda <
50 mg/dL oluşu veya bunu sağlamak için bir ilaç kullanılıyor
olması
- Büyük tansiyonun 130 mmHg veya küçük tansiyonun 80 mmHg
düzeyine eşit veya üzerinde olmaları veya daha önce
hipertansiyon tanısı konulup ilaç kullanılıyor olması
- Açlık kan şekerinin 100 mg/dl üzerinde bulunması veya daha
önce tip 2 diyabet tanısı konulmuş olması…
Yeni tanı kriterlerinde en çarpıcı değişiklik bel çevresi için
daha önce erkeklerde belirtilen 102, kadınlarda 88 cm
rakamlarının değişmesidir. Bel çevresinin varlığı toplumdan
topluma farklılık gösterir. Bir Çinli ile İsveçlinin fiziki
yapısı aynı olamaz. O nedenle her toplum için bel çevresi
belirlenip, kriterler ona uygunluk gösterecek şekilde
düzenlenmelidir. Ülkemizde bu konuda yapılmış kabul edilebilir
bir çalışma olmayıp, Avrupa için belirlenmiş, yukarıda
belirlenen rakamlar kabul edilmektedir.
Genetik eğilimi olan kişiler metabolik sendrom gelişimine karşı
daha fazla yatkındırlar. Eğer kişinin ailesinde kilo fazlalığı,
tansiyon yüksekliği, kan yağlarında dengesizlik gibi sorunlar
var ve çevresel faktörler de eklendiyse Metabolik Sendrom
gelişmesi kaçınılmazdır. Burada mutlaka vurgulanması gereken,
sendromun ortaya çıkmasını belirleyen en önemli faktörün
çevresel faktörler olduğudur. Çevresel faktörler denildiğinde
iki kavram akla gelir:
1.
Harcanabileceğinden çok daha fazla kalorijenik ve vücut yapısına
uygun olmayan gıda alımı
2. Egzersiz yokluğu veya yetersizliği.
Bu iki faktör bir araya geldiğinde, genetik uygunluk yoksa bile
Metabolik Sendrom oluşabilir. Başka bir açıdan bakıldığında,
genetik açıdan riskli bir kişi düzenli egzersiz yapıyor ve
sağlıklı besleniyorsa Metabolik Sendrom gelişmeyebilir.
Metabolik Sendromun en etkili tedavisi önlemektir. Bir
hastalığın maddi-manevi en ucuz, başarılı ve etkin tedavisinin
onun oluşmasını engellemek olduğunun en iyi örneklerinden biri
Metabolik Sendrom Önleme Çalışmalarıdır. Henüz hiçbir hastalık
belirtisinin ortaya çıkmadığı riskli kişiler en erken evre
Metabolik Sendromu olan kişiler olarak kabul edilmelidir. Bu
dönemde yapılan ayrıntılı laboratuar tetkikleri insuline karşı
vücutta direnç olduğunu gösterir. Bu evrede yapılacak işlem
egzersiz, yaşam stilini düzeltme ve tıbbi beslenme tedavisidir.
Egzersiz söz konusu olduğunda ayrıntılı- karışık programlar
yapmak zor, pahalı ve bir zaman sonra terk edilecek
yaklaşımlardır. Günde 30-45 dakika ara vermeksizin devam eden
yürüyüşler tüm gereksinimi karşılayacak kadar yeterlidir.
İlerleyen evrelerde basit laboratuar tetkiklerinde düzensizlik,
hafif tansiyon ve kan şekeri düzensizliği belirdikçe, bu
tedbirlere ek olarak ilaçların kullanımı düşünülebilir. Daha geç
evreler organ sorunlarının başladığı, özellikle kalp-damar
hastalıklarının, şeker hastalığının yaşamı tehdit eden boyutlara
ulaştığı dönemlerdir. Su safhaya gelindiğinde yalnızca yaşam
stil değişikliği yetersiz kalacaktır. O nedenle kan yağlarının
düşürülmesi, şeker düzeyinin ayarlanması, tansiyonun
düzenlenmesi gibi ilaçla yapılan tedaviler devreye girecek,
bazen bunlar da yetersiz olup anjioplasti, stent, by-pass gibi
girişimlerin de uygulanması gerekebilecektir.
Not:
Yukarıda yazılı olan bilgiler ,
konuyla ilgili bir tanıtım amacını taşımaktadır. Eğer Diyabet
konusunda size özel bilgiler istiyorsanız mutlaka doktorunuza
danışmanız gereklidir. izmirdiamed.net
yukarıda verilen bilgilerden veya bu bilgilerin doktora
başvurmadan kullanımından doğabilecek olan ( olumlu yada olumsuz
) her türlü maddi ve manevi sonuçlarından sorumlu değildir. |